الَّذِينَ
آمَنُواْ وَهَاجَرُواْ وَجَاهَدُواْ فِي سَبِيلِ اللّهِ
بِأَمْوَالِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ أَعْظَمُ دَرَجَةً عِندَ اللّهِ وَأُوْلَئِكَ
هُمُ الْفَائِزُونَ
Değerli Müminler!
Önümüzdeki Salı günü hicri yılbaşıdır. Yüce Allah, emir ve
yasaklarını insanlara tebliğ etmek üzere peygamberler göndermiştir. Görevleri
sadece insanları doğru yola ulaştırmak olan bu kutlu elçilerin hemen hepsi, pek
çok işkence ve zulme maruz kalmışlardır. Bazısı öldürülmüş, bazısı yurtlarından
göçe zorlanmış, bazıları da toplumdan soyutlanarak baskı altında
tutulmuşlardır. Halbuki bu kutlu elçiler, gönderildikleri toplum için rahmet,
şefkat ve sevgi kaynağı idiler. Onlara gönül kapılarını kapatan toplum, aslında
insanî fazilet ve erdemlere kapısını kapatmaktaydı. Allah elçilerini bağrına
basan toplumlar ise, insanî erdemlere, aydınlığa kucak açmaktaydı.
Allah elçilerinin sonuncusu, alemlere rahmet olarak
gönderilen Peygamberimiz Hz. Muhammed de insanları, şirki ve küfrü, vahşet ve
zulmü terk edip sadece Yüce Yaratana ibadete, adalete, merhamete, insanî
erdemlere davet etmekteydi. Mekkeli müşrikler bütün insanlığa rahmet olarak
gönderilen bu Yüce Elçi’ye akla hayale gelmedik işkence ve zulmü reva gördüler.
O’na kucak açma, O’nunla insanlık onuruna yeniden ulaşma yerine; O’nu
dışladılar, hayatına kastettiler. Bu ağır baskılar altında tebliğ ve davet
görevini yerine getiremeyeceğini anlayan Kainatın Efendisi, Miladi 622 yılında
Mekke’den Medine’ye hicret etti. Bu hicret asla bir kaçış olmadığı gibi;
sıradan bir göç de değildi.
Muhterem Müslümanlar!
Hicret; İslâm davasının hedefe giden yolunda bir dönüm
noktasıdır. Hicret; İslam toplumunun teşkilatlanması, bir güç haline gelmesi ve
çevresine kendini kabul ettirmesi sürecinin ilk adımı olmuştur.
Hicret; her vesile ile birlik, beraberlik ve dayanışmayı
vurgulayan İslam’ın hayat bulmasına yol açan önemli bir olaydır. Hicret; imanın
maddi güç karşısında kazandığı zaferin simgesidir. Hicret, Allah rızası için;
anadan, babadan, yardan, diyardan, maldan, mülkten hatta candan, evlattan
vazgeçişin, ibretli ve meşakkatli kıssasıdır.
Hicret; her şeylerini Allah için, göz kırpmadan terk eden
Mekkeli Muhacirler ile onları bağırlarına basan, muhtaç oldukları halde onları
kendilerine tercih eden Medineli Müslümanların, Ensarın destanıdır. Bu destanda
fedakarlık, kardeşlik, ahde vefa, birlik ve beraberlik, değerlerin paylaşımı,
özgürlük aşkı, adalet, saygı ve hoşgörü temel konulardır. Alemlere rahmet
olarak gönderilen Peygamberimizin Medine’ye hicreti bu değerlerin insanlığa
yeniden kazandırılması yolunda verilen mücadelenin en önemli aşamasıdır.
Hicret; Allah’a ibadete, insanî erdemlere, rahmet ve medeniyete gönlünü
açanların zaferi; bu değerlere kapılarını kapatanların mağlubiyetidir. Hicret;
nurun hayat buluşu, karanlığın aydınlığa dönüşüdür. Bu büyük dönüşümün gerçekleşmesine
katkıda bulunmuş olmanın Allah katında elbette bir mükafatı vardır. Yüce
Kitabımız Kur’an bu mükafatı: “İman edip hicret edenlerin ve Allah yolunda
mallarıyla, canlarıyla cihat eden kimselerin mertebeleri, Allah katında daha
üstündür. İşte onlar, başarıya erenlerin ta kendileridir.”(1) ayetiyle dile
getirmektedir.
Aziz Kardeşlerim!
Hicreti süsleyen tablolarda çağımız insanı için alınacak
birçok ibret ve ders vardır. Bencilliğin, maddeperestliğin, çıkarcılığın,
adaletsizliğin tahrip ettiği insanlığın aydınlığa çıkışı; hicretle başlayan ve
yeşeren insanî değerlerin, fedakarlık ve kardeşlik örneklerinin hayat bulması
ile mümkündür.
Günahlarla, isyanlarla kirlenen gönül dünyamızın, kulluğa,
itaate, ibadete yönelmesinin de gerçek hicret olduğunu unutmayalım.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder